yün cami halısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yün cami halısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ekim 2011 Çarşamba

Halı ve Deseni Üretilmiş Hali Görünümü





Resim 26: Dolmabahçe Sarayı 52 Numaralı Oda (Dolmabahçe Sarayı Arşivi)
• Desen numarası 1023 olarak üretilen kumaş; Dolmabahçe Sarayı 52 numaralı oda'da döşemelik ve perdelik olarak kullanılan kuma şın renk özelliği, kırmızı zeminde açık ve koyu mavi, sarı ve turuncu desenli kumaşların desen özelliğ i zemin üstünde içleri rumi, palmet motifleriyle bezenmiş şemse motifleri kaydırılmış akslar üzerinde yerleştirilmiş, şemseler arasında kalan boşluklara ince stilize dal ve yapraklar kullanılmıştır.

10 Eylül 2011 Cumartesi

Türk Cami Halısı Dokusu ve Halı Ürünleri

Türkiye 1930 yılına kadar önemli bir hah ihracatçısı olma özelliğini korumuştur. 1923 ile 1935 yılları arasında yılda ortalama 20000 ton kaba-karışık yapağı üretilmiştir. Eşberk (1939) 'e göre 1928 yılında 2500 ton yün çeşitli tekstil ürünleri imalatında , 9000 ton kaba-karışık yün ise halı ipliği yapımında kullanılmıştır. Yazar 6000 ton yünün yapağı üreticileri tarafından doğrudan kullanıldığını, fakat bu miktarın önemli bir bölümünün de yine halı ipliği yapımı için kullanıldığını belirtmekte ve bu rakamları değerlendirerek 1928'de 1 milyon m2 halı ve kilim dokunduğu sonucuna varmaktadır. Bu üretimin büyük kısmını köylünün kendi ihtiyacını karşılamaya yönelik ya da pazar yerlerinde satıp gelir elde etmeye yönelik dokuduğu halılar oluşturmaktaydı. Diğer bir deyişle üretim gerek ulusal pazara ve gerekse ihracata bir önceki döneme oranla daha az yönelik olmuştur. 

Cumhuriyet dönemi ile birlikte diğer tüm alanlarda olduğu gibi el dokusu halıcılıkta da önemli ilerlemeler sağlanmıştır. Cumhuriyet döneminde ülkenin bir çok yerine kurulan iplik fabrikaları ile el dokusu halıcılıkta kullanılan hammadde iyileştirilmeye çalışılmıştır. Yine bu dönemde desen çalışmaları başlamış, özgün desenler üretilmeye çalışılmıştır. Tüm Türkiye'de Türk halılarının köklü geçmişinden kaynaklanan, sağlam Türk düğümünün ve solmayan parlak renklerin elde edildiği doğal
boyaların kullanıldığı halıların dokunması için haklı bir özen ve çaba gösterilmektedir (Yetkin 1991,Yazıcıoğlu 1992, Kuban 1995, Tansuğ 1996). Bu dönemde iki ayrı tür halının ihraç edildiğini söylemek mümkündür. Birincisi, 1930 yılına kadar devam eden yüksek miktarlardaki dış satım, evlerden tek tek toplanan antika halı ticaretinden kaynaklanmıştır. İkincisi ise, bir önceki dönemle karşılaştırıldığında çok daha az bir ev üretimi çerçevesinde ulusal ve uluslararası pazarlar için halı dokunmuştur. Daha öncede anlatıldığı gibi İngiliz Şirketinin kurduğu fabrikalar kanalıyla ip temin etmenin zorlaştığı, 1950'lere kadar uzanan dönemde özellikle ihraç halıları üretimi için halı ipi ithalatı sık sık yapılmıştır. İhracattaki tedrici azalma ise İkinci Dünya Savaşı yıllarına kadar sürmüş hatta savaş sırasında kısa bir süre için halı ihracatı hiç yapılmamıştır . İhracattaki azalmayla beraber el dokusu halıcılıkta gerek kullanılan hammaddeler gerek desen, renk, boya, kalite yönünden hızla gerileme ve yozlaşma sürecine girilmiştir. Ulusal ve Uluslararası Pazar için üretim İkinci Dünya Savaşı sonrasında yeniden canlanmaya başlamıştır. Oransal olarak , üretimin genellikle %10-20'yi geçmeyen bölümünün ihraç edildiği görülmektedir. 1950 yılından sonra iç piyasada, satın alma gücünün artması ve para değerindeki dalgalanmalara paralel olarak el dokusu halıya olan talep artmış, bu durum ise ucuz ve kalitesiz üretime neden olmuştur. (Atalay 1967,Anonim 1986,Ayata 1987).
5'de 1955 ile 1975 yılları arasında el dokusu halı üretiminin yaklaşık dört kat artığı görülmektedir. Ancak bu defa üretim artışının esas nedeni iç pazara yönelik el dokusu yün halı üretimidir. Önce Kamu İktisadi Teşebbüsleri sonra da özel sektör ip eğirme sanayine önemli yatırımlar yapmış, bunun sonucu olarak da el dokusu halı sanayinin talebi kolaylıkla karşılanabilmiştir. Bir diğer önemli neden ise talep artışıdır; burada genel nüfus artışı ve 1950-1975 döneminde kişi başına düşen ortalama gelirin hızla yükselmesi gibi iki temel faktör talep artışını sağlamıştır. Üretim artışının diğer nedenleri ise; hızlı kentleşme, inşaat sektörünün canlanması ve beton zeminli konutların çoğalması şeklinde sıralanmaktadır. Gerek özel konutlar gerekse işyerleri ve resmi daireler beton zemini örtecek halı vb eşya talebini kamçılamıştır. Fakat burada 1970'li yıllarda makine halıları üretiminin de devreye girdiğinin ve talebin karşılanmasında giderek el dokusu halıyı geride bıraktığını belirtmek gerekmektedir. 1960 yılından itibaren dış pazarlardan özellikle eski Anadolu halılarına talep artmaya başlamış, bunun sonucunda da karakteristik desen ve renklerde, kalite fark edilir bir iyileşme olmuştur (Anonim 1986).
El dokusu halıcılığı özendirmekte devletin aldığı tedbirlerin de çok büyük katkısı olmuştur. Ev üretiminin aşın dağınıklığı göz önüne alındığında geniş bir karayolu ağının örülmüş olmasının önemi daha iyi anlaşılmaktadır. Pazara yönelik el dokusu halı üretimi köylerin kasaba ve kentlere bağlanmasıyla paralel gelişmiştir. Diğer bir uygulama ise yeni koyun türlerinin geliştirilmesine öncülük ederek kaliteli ip ve kaliteli halı üretimini bu yoldan teşvik etmek olmuştur. Fakat devletin katkısı bunlarla sınırlı kalmamış, ihracatı geliştirme amacına yönelik olarak uygulanan vergi iadeleri politikası da rol oynamıştır. Bu yoldan sağlanan maliyet düşüşü ihracatçının uluslararası pazardaki rekabet gücünü kısıtlı ölçüde de olsa artırmıştır. Diğer yandan el dokusu halı sanayindeki işçi-işveren ilişkilerine yönelik alınması gereken tedbirler ve bu alandaki uygulamalardan kaynaklanan bir destek de söz konusudur. Halı dokuyan işçiler için İş Kanununun uygulanması yolunda hiçbir ciddi resmi çaba sarf edilmemiş veya bu tür işletmelerin işçi-işveren ilişkilerinin kapsayan özel yasalar hazırlanması yoluna gidilmemiştir. Kısacası, bu sanayinin çalışanları koruyucu yasalardan hiç etkilenmemekte; bu durum ise halı imalatçısına (amiller, şirketler, vb) sendikasız, sigortasız bir ucuz emek arzından sonuna kadar yararlanma imkanı sağlamaktadır. Bu durum günümüzde de devam etmektedir. Bunlara ek olarak, yapağı ticareti, ip alım satımı, dokumacılık alanındaki işçi-işveren ilişkileri büyük oranda resmi mali denetimin dışında kaldığı için devletin halı alım satımını denetleyebilmesi de hemen hemen imkansızlaşmakta ve bu ticaretin olsa olsa çok sınırlı bir bölümü vergilendirilebilmektedir.
Kısacası bu üç faktör (vergi iadesi, yasa kapsamı dışında oluşan işçi-işveren ilişkileri ve mali denetim boşluğu) hah sanayinde maliyetleri aşağı çekmek suretiyle sanayinin gelişmesini kamçılayan temel faktörler olarak Türk el dokusu halıcılık tarihinde yerini almıştır.

6 Eylül 2011 Salı

Osmanlı Cami Halısı


16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı Saray Cami halılan denilen, teknik ve desen bakımından tamamen farklı bir cami halı grubu ortaya çıkmaktadır (Aslanapa 1984). Gördes düğümü sağlam olmasına rağmen kıvrık ve çok ince detaylı halıların yapılmasına elverişli olmadığından, Osmanlıların natüralist yaprak ve çiçek desenleri İran düğümü ile birleştirilmiştir. Hepsi Gördes düğümü olan bütün diğer Türk halılanndan farklı olarak İran düğümü ile hazırlanan bu halılar sık düğümler ile kadifeyi andıran yumuşak bir etki bırakmaktadırlar. Osmanlıların 1514' de Tebriz'i ,1517' daKahire'yi fethetmesi Türk halı sanatı bakımından önemlidir. Osmanlı saray halıları Memluk halılarının teknik, malzeme ve renk etkisi altında meydana gelmiştir. Osmanlı saray halılarında kırmızı,koyu mavi, san, çimen yeşili gibi renkler kullanılmıştır. Ayrıca çözgü, atkı ve ilmeleri yündür. Bazılarında çözgülerde sarımtırak yeşil ve atkılarda kırmızı renk kullanılmıştır. Bursa 'da yapılmış olduğu ileri sürülen halılarda ise malzeme farkı görülmektedir. Bunlarda çözgü ve atkılar ipekten yapılmış,atkılar kırmızı renkte boyanmıştır ve bükümsüz tek ipliktir. Çözgüler sanmtırak yeşil renkte üç ipek iplikten bükülmüştür. Hav tabakasını oluşturan yün iplikler Mısır'da olduğu gibi S şeklinde bükülmüştür,beyaz ve açık mavi kısımlarda pamuk ipliği kullanılmıştır. Pamuk iplikler Anadolu'ya has bir teknik olan Z şeklinde bükülmüştür. Osmanlı saray halılarında altın ve gümüş iplikle dokuma ve işleme hiç kullanılmamıştır. Fakat kullanılan yün o kadar ince ve yumuşaktır ki ipek hissini uyandırmaktadır. Düğümler çok ince ve sıktır ; m2'de ki düğüm sayısı 200000-700000 arasında değişmektedir. İnce ve dökümlü olmalarından dolayı masa örtüsü olarak kullanılmaya elverişli biçimde olanları da vardır. Bilhassa çok nadir olan yuvarlak halılar da dokunmuştur ki bunların tanınmış bir örneği Washington , Corcoran Art Gallery'de bulunmaktadır. İlk Osmanlı saray halılarının Kahire'deki Memluk halılarının tezgahlarında dokunmuş olması, bu ilk örneklerde Memluk halılarının motif ve renklerinin kullanılmasına yol açmıştır. 1600 'den sonra Memluk üslubu etkisi yok olmuştur. Saray halılarında Uşak halılarından farklı olarak madalyon teması ikinci planda kalmıştır. 16. yüzyıl İran halı sanatından ilham alınmış sivri kıvrak hançer yapraklan, palmet şekilleri ve madalyonlar tipik bir Türk üslubunda natüralist lale, sümbül, karanfil çiçekleri ile birleştirilerek yeni bir halı deseni dünyası yaratılmıştır. İran halılarının zemin dolgusu olarak görülen kıvrak dal sistemi, Osmanlı saray halılarının zemininde daha gevşek halde esas motif olarak kullanılmıştır. Çiçeklerin bu kadar natüralist hatlarla çizilişine ancak Türk sanatında rastlanmaktadır. Bunlann örnekleri Osmanlı sarayında, kumaş ve çini desenlerini de çizen nakkaşlar tarafından hazırlanmıştır. Osmanlı saray nakkaşlarının 16. yüzyıl boyunca geliştirdiği üsluplar ,Osmanlı saray halılannda en olgun şekilde birleşerek, saray halısı sanatındaki üstünlüğünü ortaya çıkarmıştır. Osmanlı saray halılarının bir diğer özelliği de ,İran halılarına has madalyon düzeninin tamamen Türk halılanna has bir şekilde uygulanışıdır. İran halılarında esas motif olan madalyon, bu halılarda ikinci derecede bir motif olmuştur. Karakteristik motifler 18 yüzyıl boyunca yaşatılmaya devam etmiştir. Osmanlı saray halılarının zarif örnekleri Avrupa halı sanatım da etkilemiş, özellikle İspanya halılarında taklit edilmiştir. Saray halıları zengin ve girift görünüşlü desenlerinden dolayı Avrupalı ressamların tablolannda nadiren resmedilmiştir (Yetkin 1991, Aslanapa 1997a).
Türk halı sanatının, sağlam bir geleneğe dayanan teknik ve motifleriyle 18. yüzyılda altın çağı sona ermiş, bir duraklama ve giderek gerileme devresine girmiştir. Bununla birlikte, I. Dünya Savaşı'na kadar Türkiye dünya halı ticaretinin merkezi ve transit
pazarı durumundadır. 1910-1914 arasında Türkiye'deki halı tezgahlarının ve bu alanda çalışan işçilerin sayısı ile bunların belirli merkezlere göre dağılımı çizelge. 2.1'de verilmiştir (Dölen 1992).
Çizelge .2.1. 1910-1914 arasında halı tezgahlarının ve bu alanda çalışan işçilerin belirli
merkezlere göre dağılımı
Bölgeler
Tezgah sayısı
işçi sayısı
Tezgah başına işçi
Uşak-Kula çevresi
4555
14476
3.24
İsparta çevresi
3710
10781
2.91
Kayseri-Bünyan çevresi
6470
18800
2.90
Öteki bölgeler
4510
16025
3.55
Toplam
19145
60082
3.14

Yine 18. ve 19. yüzyıllarda İzmir ve çevresi önemli bir halı üretim merkezi ve ihracat limanı olarak görev yapmıştır. 19.yy.'da Avrupa ülkelerinden gelen yoğun talep üzerine ihracata yönelik halı üretimine ağırlık verilmiş ,İzmir ve yöresine önemli miktarda halı siparişi verilerek halı dokutturulmuş ve ihracat limanı İzmir olduğu için İzmir halısı adı altında bir kavram Avrupa piyasasına girmiştir. Bunun sonucunda Anadolu'nun bazı bölgelerinde geleneksel aile üretimi bırakılmıştır. Bu yüzyılda Trabzon limanından da İran'a halı ihraç edildiği bilinmektedir. Ticari halıcılığın bu ilk döneminde bir İngiliz şirketi olan Şark Halı Şirketi, yaklaşık 40 yıllık bir süre içerisinde (1880-1920), Batı Anadolu'da birbiriyle bağlantılı dokuma atölyeleri ve iplik eğirme fabrikalarından oluşan büyük bir ticari ve endüstriyel ağın kurulmasını sağlamıştır. 1913 yılında yabancı rakiplerini ortadan kaldırıp halı imalat ve ihracatını tek elden yürüten tek yabancı şirket durumuna gelmiş, 8156 tezgah ve bu tezgahlarda çalışan 25257 dokuyucu kapasitesi ile 20 yılda (1893'ten 1913'e kadar ) 1087000 m2 halı üretimi yapmıştır. Bu İngiliz şirketi evlerinde çalışan çok sayıda dokuyucuya iş imkanı sağlamıştır. Ancak bu yüzyıllarda üretilen halılar hiçbir zaman renk, desen, renk uyumu ve işçilik yönlerinden önceki yüzyıllarda dokunan halılara erişememişlerdir. 1913 yılında atölyelerde yapılan halı üretimi daha yoğun olmasına karşın ev üretimi %42 oranında devam etmiştir. 1920'lerde İngiliz Şirketi gerilemeye başlamış, 1930'ların ortasında yok olmuştur. Bu yıllar halı ihracatının azaldığı yıllardır ve bunda şirketin gerilemesinin de özel bir yeri vardır. Bir başka sebep ise uluslararası halı ticaret merkezlerinde meydana gelen değişikliklerdir. İstanbul'un doğu halıları ticaret merkezi olması Türkiye'nin halı üretim ve ihracatını önemli ölçüde etkilemiştir. Oysa iki Dünya
Savaşı arasındaki dönemde toptan halı ticareti merkezi önce Londra daha sonra da Hamburg'a kaymıştır (Kurmuş 1974, Ayata 1987, Çadırcı 1991).

25 Ağustos 2011 Perşembe

Pazırık halısındaki atlı motifleri


Atların hepsi kuvvetli ve asil görünümde açık griye yakın mavimsi bir renkte dokunmuşlardır. Kuyrukları Pazırık kurganlarından çıkan at kalıntılarında olduğu gibi düğümlü ve yeleleri kesiktir. Atların hepsi yularlıdır ve bazı yularlarda süs plakaları dahi belli olmaktadır. Atların sırtında keçeden yapıldığı bilinen örtüler görülmekte, eyer görülmemekle birlikte atın göğsünü kapacak şekilde nakışlı halılar olduğu göze çarpmaktadır. Bu halılar üzerinde de yaprak, S ve koç boynuzu figürleri rahatlıkla fark edilmektedir. Atlılar şematik şekilde tasvir edilmişlerdir, yani yürüyenler atlarının sol tarafından ilerlemekte, sağ elleri yularla beraber atın halısının üzerinde bulunmaktadır. Altaylar' da yaşayan Türk toplulukları gibi giyinmiş piyadelerin pantolonları dar ve yapışıktır. Başlıkları portakal renginde, yüzler beyaz, eller sarı, elbiseler kırmızı ve beyaz bantlı, arada lacivert çizgiler görülecek şekilde dokunmuştur. Halının her bir yanında 7 atlı motifi yer almaktadır. Birbirini takip eden süvari teması daha sonra Selçuklu keramiklerinde de karşımıza çıkmaktadır.
Zemindeki birbirinden ayrı olarak 24 karenin her birinin içinde yer alan çiçek motifleri, Eski Türkmen halılarında görülen sekizgen "Türkmen gülü motifi"nin ilk çıkış noktası ve en erken örnekleridir, daha soma Orta Asya'nın Türk toplulukları arasında da bu motifin geliştiği gözlenmiştir


Pazırık halısındaki Türkmen gülü yada Hun gülü motifi
Halının kullanım alanı konusunda da çeşitli fikirler ortaya sürülmüş, Kurt Erdmann bu halının battaniyeye benzediğini ve şabrak (terlik,çaprak) olarak kullanılmış olabileceğini belirtmiş, bazı araştırmacılar çok ince yapısından dolayı bunun bir zemin halısı olarak dokunmadığını,özel törenlerde eyer altında kullanılmak üzere,bazı araştırmacılar ise bir zar oyununda kullanılmak üzere dokunmuş olabileceğini belirtmişlerdir (Diyarbekirli 1972,Tekçe 1993).
İç Asya' da gelişen halı sanatının motif ve desen anlayışı ile diğer sanat eserleri arasında büyük bir benzerlik fark edilmektedir. Bununla beraber Bergama, Şirvan, Kaşkay, Buhara tipi halılar ile Kırgız, Kazak , Teke ve Türkmen halılarında Pazırık halısının teknik, üslup ve formunun izlerini görmek mümkündür. Bu benzerliklerden halı desenlerinin gelişmesi konusunda bilgiler ortaya çıkmaktadır.
Pazırık halısından başka, antik Babil şehrinin 80 km. batısında At-tar mağaralarında bulunan halı parçalarının da Türk, İran ve Kopt düğümü ile dokunmuş oldukları tespit edilmiştir. Rus arkeologu Khlopin halıların Güneybatı Türkistan'da M.Ö.2000 yıllarında dokunmuş olabileceğini belirtmiş olmasına rağmen bu çok küçük halı parçalarının halı sanatındaki yeri konusundaki tartışmalar devam etmektedir.
Bundan sonra tarihlendirilebilen en eski halı parçalan ,Sir Mark Aurel Stein tarafından , 1906-1908 yılları arasında Doğu Türkistan'da Lop-Nor gölü civarında ve Lou-Lan kenti arasındaki bölgede yapılan kazılarda ele geçirilmiştir. Bu durumda Pazınk halısı ile bu halı parçaları arasında oldukça uzun bir zaman boşluğu olduğu dikkati çekmektedir. Bulunan halılar küçük parçalar olmakla birlikte düğümlü halı tekniğinin ilerlemiş bir safhasını işaret etmektedir. Düğümlenen yün ipliklerinin uçlan baklava ve stilize çiçek motiflerinin daha iyi belirmesini sağlamayacak şekilde kırpılmıştır. Londra, Berlin ve Delhi müzelerinde saklanan bu halıların M.S.3-4.yüzyıllardan kaldığı ,tek çözgü teli üzerine düğümleme tekniğiyle yapıldığı, çözgü ve atkıların doğal renklerde ,oldukça kaba ve sert bir yünden yapılmış olduğu, bazılannda her düğüm sırasından sonra beş sıra atkı geçirildiği ifade edilmektedir. Motifler mavi, sarı, yeşil, kırmızı ve kahverengi renklerde, basit geometrik hatlı olup, dikey-yatay zikzak çizgiler, baklavalar, kancalar ve bitkisel figürleri andıran şekillerden oluşmaktadır (Tekçe 1993).
M.S.5-6. yüzyıllara tarihlendirilen bir diğer parça A. Von Le Coq tarafından Kuça yakınlarında Kızıl'da bir tapınakta bulunmuştur ve bugün Berlin İslam Sanatları Müzesindedir (Öney 1992). Çözgü ve atkıları sert yünden, ilmeleri ince yumuşak yünden olup ,ilmeler tek çözgü üzerine bağlanmıştır. Motifleri kırmızı zemin üzerine siyahla çerçevelenmiş sarı renkli ejderha kuyruğundan oluşmaktadır.
1935-1936 yıllarında Carl J. Lamm tarafından Mısır'da Eski Kahire (Fustat)'da bulunan 100'e yakın hah örneği arasında M.Ö.7-9. Yüzyıllara tarihlendirilen, bordüründe kufi yazı motifleri bulunan kitabeli bir örneğe rastlanmıştır (Aslanapa 1984). Bu örnekte H.102 (702/1) ya da H.202 (817/8) tarihi okunabilmektedir, Abbasi devri halısı olarak kabul edilen bu parçada da Orta Asya'da bulunan diğer parçalarda olduğu gibi tek çözgü teli üzerine düğüm atıldığı dikkati çekmektedir. Bu halı örneğinin İslam sanatında düğümlü halıların başlangıcı olabileceği belirlenmiştir. Yine Fustat'da bulunup bugün New York Metropolitan müzesinde muhafaza edilen , kufi yazılı bordürü olan bir diğer parça da aynı düğümleme tekniği ile dokunmuştur. Kufi yazı Abbasi devrindeki yazıya göre daha gelişmiş olup, 12. Yüzyıl geç Fatımi devrine tarihlendirilmekte ve Mısırda bulunmuş olan bu halıların nerede yapıldığı bilinmemektedir. 10-11. Yüzyıl kaynaklarında Irak ve İran bölgesinde halı dokunduğu çeşitli kaynaklarda bahsedilmekte ancak bunların düğüm tekniği konusunda bilgi verilmemektedir. İspanya halılarında da kullanılan tek çözgü teline düğüm atma tekniği İspanyol düğümü adıyla da bilinmekte ve M.S.3-6. yüzyıllara tarihlendirilen Orta Asya halı parçalarının hemen hepsinde kullanıldığı belirtilmektedir. Mısır' da bulunan bazı halı parçalarının desenleri Sasani kumaşlarının desenlerine benzemektedir ve aynı motiflere Samarra fresklerinde de rastlanması dikkati çekmektedir. Çeşitli kaynaklarda 9. yüzyılda Abbasi sanatında Türk sanatı etkilerinin görülmeye başlandığı ve böylece İspanyol düğüm tekniğinin İslam halı sanatına girdiği ifade edilmektedir. 8-9 yüzyıl Uygur duvar resimleri ve minyatürlerinde görülen bazı halı tasvirlerindeki desenlerin keçe ürünlerde görülen desenlerle aynı olduğu ve bu yüzden tasvirlerde halı olduğu zannedilen yaygıların aslında keçe olabileceği ileri sürülmektedir. Mısırda bulunan örneklerin dışında 6. yüzyıldan 13. yüzyıla kadar düğümlü halı tarihinde ikinci büyük boşluk söz konusudur (Yetkin 1991, Tekçe 1993, Aslanapa 1997a). Bu aradan sonra halı sanatına ait en önemli buluntular 13.yüzyılda Selçuklu devrinde Anadolu'da görülmektedir (Öney 1992). El dokusu halı İslam kültür ortamına ve Anadolu'ya 11. yüzyılda Selçuklular döneminde bozkır sanatının bir armağanı olarak girmiş ve batıya doğru yayılmıştır. Kurt Erdmann Safaviler döneminde şahların ömürlerinin büyük bir bölümünü çadırda geçirdiklerini belirterek,göçer yaşamı ile halı üretimi arasındaki sıkı ilişkinin vurgulanması gerektiğini belirtmektedir (Özbel 1949a, Kuban 1993).
Türk el dokusu halı sanatı tarihinde ilk defa düzenli ve sürekli bir gelişmenin başlangıcı; 1905 yılında Konya Aleaddin Camiinde Anadolu Selçuklularından kalan orijinal, Gördes düğüm tekniği ile dokunmuş, üçü bütün ve beşi parça halinde olmak üzere 8 halının bulunması ile olmuştur. İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesinde sergilenen bu Selçuklu halıları 15 m2 'ye varan büyük boylarda olup ,renk ve desen yönünden oldukça zengindir. El dokusu halıcılığın diğer İslam ülkelerine yayılması, Türklerin batıya doğru ilerlemesiyle ilgilidir. 11. Yüzyıldan itibaren Horasandan inerek İran'a hakim olan Selçuklular, düğümlü halı tekniğini bütün Yakındoğu'ya tanıtmışlardır. Ancak İran Selçuklularının hakim olduğu devrede 11-12. yüzyıl halıları günümüze kadar gelememiştir. Selçukluların Anadolu'ya gelmeden önce yaptıkları halılardan hiçbiri günümüze kadar gelememiştir. Ancak bulunan bazı Çin rulolarında görülen halı tasvirleri bunların varlıkları hakkında bilgi vermektedir (Yetkin 1984).
1990 yılında başlayan yeni keşif ve araştırmalarla birlikte, Tibet'te 4 adet eski hayvan figürlü halı bulunmuştur. Bu halılar 13. yüzyıl ortalarına tarihlendirilmiş olup Anadolu'dan geldikleri ve Eski Anadolu Selçuklu halılarına benzedikleri ifade edilmektedir. Tibet Budist manastırlarından gelerek dünya müzeleri ve özel koleksiyonlarca astronomik fiyatlarla satın alınan bu halılarda "hayvan içinde hayvan " diyebileceğimiz figürler yanında, bir tanesinde ileri derecede stilize insan yüzleri bulunduğu belirtilmektedir (Aslanapa 1997b).
14-15. Yüzyıl minyatürlerinde görülen halı tasvirlerinin, bu devirde dokunduğu tahmin edilen orijinal halıların en güzel örnekleri olduğu tahmin edilmektedir. Bu halı tasvirlerinde görülen geometrik şekiller ve kufi yazılı bordürler Konya halılarının motif özellikleri ile aynıdır (Yetkin 1991, Aslanapa 1997a).
13.       yüzyıl sonlarına doğru Anadolu'dan geçen ünlü Venedikli gezgin Marko Polo, Anadolu'da dokunan halılardan övgüyle söz etmekte ve başlıca merkezler olarak Konya , Sivas ve Kayseri'yi göstermektedir. Marko Polo 'dan kısa bir süre sonra
14.                     yy'ın            başlarında , Anadolu'da seyahat eden Tanca'lı İbni Batuta , bir çok İslam ülkelerine Anadolu'dan Konya ve Aksaray'dan halı ihraç edildiğini yazmaktadır. Selçuklu halıları bazı araştırmacılar tarafından, ortaya çıkarıldıkları yerler göz önüne alınıp çeşitli gruplara ayrılarak incelenmişlerdir. Buna göre başlıca Selçuklu halıları ve bu halıların belirgin özellikleri şu şekildedir (Önder 1966, Yetkin 1991, Dölen 1992).