10 Eylül 2011 Cumartesi

Türk Cami Halısı Dokusu ve Halı Ürünleri

Türkiye 1930 yılına kadar önemli bir hah ihracatçısı olma özelliğini korumuştur. 1923 ile 1935 yılları arasında yılda ortalama 20000 ton kaba-karışık yapağı üretilmiştir. Eşberk (1939) 'e göre 1928 yılında 2500 ton yün çeşitli tekstil ürünleri imalatında , 9000 ton kaba-karışık yün ise halı ipliği yapımında kullanılmıştır. Yazar 6000 ton yünün yapağı üreticileri tarafından doğrudan kullanıldığını, fakat bu miktarın önemli bir bölümünün de yine halı ipliği yapımı için kullanıldığını belirtmekte ve bu rakamları değerlendirerek 1928'de 1 milyon m2 halı ve kilim dokunduğu sonucuna varmaktadır. Bu üretimin büyük kısmını köylünün kendi ihtiyacını karşılamaya yönelik ya da pazar yerlerinde satıp gelir elde etmeye yönelik dokuduğu halılar oluşturmaktaydı. Diğer bir deyişle üretim gerek ulusal pazara ve gerekse ihracata bir önceki döneme oranla daha az yönelik olmuştur. 

Cumhuriyet dönemi ile birlikte diğer tüm alanlarda olduğu gibi el dokusu halıcılıkta da önemli ilerlemeler sağlanmıştır. Cumhuriyet döneminde ülkenin bir çok yerine kurulan iplik fabrikaları ile el dokusu halıcılıkta kullanılan hammadde iyileştirilmeye çalışılmıştır. Yine bu dönemde desen çalışmaları başlamış, özgün desenler üretilmeye çalışılmıştır. Tüm Türkiye'de Türk halılarının köklü geçmişinden kaynaklanan, sağlam Türk düğümünün ve solmayan parlak renklerin elde edildiği doğal
boyaların kullanıldığı halıların dokunması için haklı bir özen ve çaba gösterilmektedir (Yetkin 1991,Yazıcıoğlu 1992, Kuban 1995, Tansuğ 1996). Bu dönemde iki ayrı tür halının ihraç edildiğini söylemek mümkündür. Birincisi, 1930 yılına kadar devam eden yüksek miktarlardaki dış satım, evlerden tek tek toplanan antika halı ticaretinden kaynaklanmıştır. İkincisi ise, bir önceki dönemle karşılaştırıldığında çok daha az bir ev üretimi çerçevesinde ulusal ve uluslararası pazarlar için halı dokunmuştur. Daha öncede anlatıldığı gibi İngiliz Şirketinin kurduğu fabrikalar kanalıyla ip temin etmenin zorlaştığı, 1950'lere kadar uzanan dönemde özellikle ihraç halıları üretimi için halı ipi ithalatı sık sık yapılmıştır. İhracattaki tedrici azalma ise İkinci Dünya Savaşı yıllarına kadar sürmüş hatta savaş sırasında kısa bir süre için halı ihracatı hiç yapılmamıştır . İhracattaki azalmayla beraber el dokusu halıcılıkta gerek kullanılan hammaddeler gerek desen, renk, boya, kalite yönünden hızla gerileme ve yozlaşma sürecine girilmiştir. Ulusal ve Uluslararası Pazar için üretim İkinci Dünya Savaşı sonrasında yeniden canlanmaya başlamıştır. Oransal olarak , üretimin genellikle %10-20'yi geçmeyen bölümünün ihraç edildiği görülmektedir. 1950 yılından sonra iç piyasada, satın alma gücünün artması ve para değerindeki dalgalanmalara paralel olarak el dokusu halıya olan talep artmış, bu durum ise ucuz ve kalitesiz üretime neden olmuştur. (Atalay 1967,Anonim 1986,Ayata 1987).
5'de 1955 ile 1975 yılları arasında el dokusu halı üretiminin yaklaşık dört kat artığı görülmektedir. Ancak bu defa üretim artışının esas nedeni iç pazara yönelik el dokusu yün halı üretimidir. Önce Kamu İktisadi Teşebbüsleri sonra da özel sektör ip eğirme sanayine önemli yatırımlar yapmış, bunun sonucu olarak da el dokusu halı sanayinin talebi kolaylıkla karşılanabilmiştir. Bir diğer önemli neden ise talep artışıdır; burada genel nüfus artışı ve 1950-1975 döneminde kişi başına düşen ortalama gelirin hızla yükselmesi gibi iki temel faktör talep artışını sağlamıştır. Üretim artışının diğer nedenleri ise; hızlı kentleşme, inşaat sektörünün canlanması ve beton zeminli konutların çoğalması şeklinde sıralanmaktadır. Gerek özel konutlar gerekse işyerleri ve resmi daireler beton zemini örtecek halı vb eşya talebini kamçılamıştır. Fakat burada 1970'li yıllarda makine halıları üretiminin de devreye girdiğinin ve talebin karşılanmasında giderek el dokusu halıyı geride bıraktığını belirtmek gerekmektedir. 1960 yılından itibaren dış pazarlardan özellikle eski Anadolu halılarına talep artmaya başlamış, bunun sonucunda da karakteristik desen ve renklerde, kalite fark edilir bir iyileşme olmuştur (Anonim 1986).
El dokusu halıcılığı özendirmekte devletin aldığı tedbirlerin de çok büyük katkısı olmuştur. Ev üretiminin aşın dağınıklığı göz önüne alındığında geniş bir karayolu ağının örülmüş olmasının önemi daha iyi anlaşılmaktadır. Pazara yönelik el dokusu halı üretimi köylerin kasaba ve kentlere bağlanmasıyla paralel gelişmiştir. Diğer bir uygulama ise yeni koyun türlerinin geliştirilmesine öncülük ederek kaliteli ip ve kaliteli halı üretimini bu yoldan teşvik etmek olmuştur. Fakat devletin katkısı bunlarla sınırlı kalmamış, ihracatı geliştirme amacına yönelik olarak uygulanan vergi iadeleri politikası da rol oynamıştır. Bu yoldan sağlanan maliyet düşüşü ihracatçının uluslararası pazardaki rekabet gücünü kısıtlı ölçüde de olsa artırmıştır. Diğer yandan el dokusu halı sanayindeki işçi-işveren ilişkilerine yönelik alınması gereken tedbirler ve bu alandaki uygulamalardan kaynaklanan bir destek de söz konusudur. Halı dokuyan işçiler için İş Kanununun uygulanması yolunda hiçbir ciddi resmi çaba sarf edilmemiş veya bu tür işletmelerin işçi-işveren ilişkilerinin kapsayan özel yasalar hazırlanması yoluna gidilmemiştir. Kısacası, bu sanayinin çalışanları koruyucu yasalardan hiç etkilenmemekte; bu durum ise halı imalatçısına (amiller, şirketler, vb) sendikasız, sigortasız bir ucuz emek arzından sonuna kadar yararlanma imkanı sağlamaktadır. Bu durum günümüzde de devam etmektedir. Bunlara ek olarak, yapağı ticareti, ip alım satımı, dokumacılık alanındaki işçi-işveren ilişkileri büyük oranda resmi mali denetimin dışında kaldığı için devletin halı alım satımını denetleyebilmesi de hemen hemen imkansızlaşmakta ve bu ticaretin olsa olsa çok sınırlı bir bölümü vergilendirilebilmektedir.
Kısacası bu üç faktör (vergi iadesi, yasa kapsamı dışında oluşan işçi-işveren ilişkileri ve mali denetim boşluğu) hah sanayinde maliyetleri aşağı çekmek suretiyle sanayinin gelişmesini kamçılayan temel faktörler olarak Türk el dokusu halıcılık tarihinde yerini almıştır.

9 Eylül 2011 Cuma

Cami Halısı

   İyi Günler!,

Sizler için bu gün bir firmayı tanıtmak istiyorum. Bu firma İkra Halı firmasıdır. Sizler için sunmak istedikleri bir çok hizmet ve sektörel halılar ile yaklaşık 107 yıldır buradalar. Sizler için bir çok modeli üretip satıyorlar. Bünyelerinde yaklaşık 1000'e yakın motif bulunmaktadır. Sizlere sundukları hizmetten bir gram şüphem yok geçenlerde bir alışverişimiz oldu. Çok sağlıklı halıları mesela hiç koku yapmıyor. Sizlere sağlıklı bir halı sunduklarını deneyerek gördüğümüzü ve çok sağlam referansları bulunmaktadır.
İkra Halı bildiğimiz kadarı ile 3 büyük sektörde halı üretimi yapmaktadır.
Cami Halısı : Mosque Rugs yani Cami Halısı üretimi yapan ve bunu da iki farklı ana dalda yapan firma;
Yün Cami Halısı: Tamamen yeni ve yıkanmış bir yünden sizlere bir halı üreten firma sağlıklı bir model sunduğunu belgeler ile kanıtlıyor.
Akrilik Cami Halısı: Akrilik bir halının en iyisini ürettiklerini bildiğimiz firma sizlere sağlıklı modeller sunmakta emin adımlarla ilerliyor.
Otel Halısı : Oteller için özel projeler geliştiren firma gerçekten hoş modeller ile sizlere hizmet vermektedir.
Yurt Halısı : Öğrencilerin kaldığı yurtlara özel işlemler geçiren firma kendi profilinde sağlıklı ürünler sunmaktadır.

8 Eylül 2011 Perşembe

Bünyan Halıcılığı


Diğer yandan bozulan halıcılığı yeniden eski görkemli günlerine getirmek, sarayın el dokusu halı ihtiyacını karşılamak ve kontrollü, kaliteli hah üretmek amacıyla 1844' de Sultan Abdülmecit tarafından İstanbul yakınlarındaki Hereke'de saray için bir halı atölyesi kurulmuştur. Bu atölye sadece kaliteli saray halıları dokumak konusunda etkili olmamış aynı zamanda yörede kaliteli el dokusu halı dokuma geleneğinin yerleşmesini de sağlamıştır. Bugün de ülkemizde ince ve kaliteli el dokusu yün halılar Hereke yöresinde ve Hereke halısı adı altında dokunmaktadır (Tansuğ 1996).
1883'de Sultan Abdülhamit tarafından 100 tezgahtan oluşan bir Halıhane yaptırılmış ve üretime geçilmiştir. Bu durum yine sarayın kontrolünde halı dokunmasına neden olmuş, Türk hah sanatına yeni bir özellik katmıştır. Burada yapıldığı bilinen halı ve seccadeler , başta İran olmak üzere, Memluk ve Anadolu halılarının süsleme özelliklerini taşıyan karma bir üslup göstermiştir. Bazılarında ipek, bazılarında ise altın ve gümüş tel kullanılmıştır. Çözgülerinde pamuk ipliğinin de kullanıldığı örnekler vardır. Hereke halı ve seccadelerinde Gördes ile beraber İran düğümüne benzeyen ve daha gevşek olan Hekim düğümü kullanılmıştır. Böylece İran halılarında kullanılan kıvrak hatlı motiflerin kullanılmasına imkan sağlanmıştır. Topkapı Sarayı Müzesi'nde ki seccadelerin bir kısmı Hereke'de dokunmuştur. Sultan II. Mahmut zamanında Kumkapı yakınında dokuma imalathanesi olarak kurulan ve aslında fes imalatı için Feshane admı alan kuruluş, 1830'a kadar devam etmiştir. 1833-1839 yıllarında genişletilerek Eyüp civarında Defterdar' a nakledilmiştir. Fabrika 1876'da askeri teşkilata , 1923'de Sanayi ve Maadin Bankası'na, 1939'da Sümerbanka bağlanmıştır. Hereke ve Feshane halılarında ,yapılan kuruluşun adı, tarihi ve hatta usta isimleri halının sağ üst köşesine yazılmıştır. Feshane halılarında İran halılarından alınan desenler yanında ,Avrupa halılarından alınan desenler ile devrin üslubunu yansıtan Barok ve Ampir motifleri taşıyan kaliteli halılar da yapılmıştır. Böylece son devirde dahi Avrupa halıları ile yarışabilecek üstünlükte halılar yapılabildiği anlaşılmaktadır. Buna karşılık çeşitli kasaba ve köylerdeki tezgahlarda geleneksel desenleri sürdüren halılar dokunmaya devam etmiştir. Bugün bütün Anadolu'da geleneksel desenleri ile Türk halı sanatının sağlam karakterini sürdüren halılar dokunmaktadır.
1926 yılında yalnız Ege bölgesinde 11305 tezgahta 30940 dokuyucu ile 592462 m2 üretim yapıldığı, bunun sonucunda İzmir limanının Türkiye'nin en büyük halı ihraç limam olduğu , İstanbul'un ikinci sıraya yerleştiği belirtilmektedir. Ayrıca İran, Kafkasya ve Orta Asya halıları bu iki limandan Avrupa'ya sevk edilmişlerdir (Anonim 1959).
I. Dünya Savaşı'na kadar Türkiye dünya halı ticaretinin merkezi ve transit pazarı olmuştur. Birinci Dünya Savaşı ve İstiklal Savaşı yıllarında ülkemiz bu merkezi durumunu nispeten kaybetmişse de Çizelge 2.2.'de görüldüğü gibi Cumhuriyet devrinde 1930 ekonomik krizine kadar en önemli ihraç ürünü olma niteliğini korumuştur (Anonim 1959, Anonim 1986,Dölen 1992).
Çizelge 2.2.1923-1947 yılları arasında Türkiye'nin el dokusu halı ihracatı miktar (kg) ve değerleri ($),ile ithalat (kg)değerleri
Yıllar   İthalat Miktar (kg)     ihracat Miktar (kg)    İhracat Değer ($)

Yıllar
İthalat Miktar (kg)
ihracat Miktar (kg)
İhracat Değer ($)
1923
82587
981208
3318779 TL
1924
74594
1288052
-
1925
114516
1297076
5637074 TL
1926
296255
1394401
-
1927
485142
1385478
3417407
1928
236324
1565299
3296713
1929
50820
1315567
2617407
1930
136999
933956
3911272 TL
1931
308393
780324
-
1932
76433
403442
-
1933
1247
341743
-
1934
43135
296534
-
1935
247
207261
-
1936
693
208442
-
1937
28
108295
-
1938
498
275
-
1939
570
58

1940
30
747
6198
1945
440
-
-
1946
-
22
-
1947
184
110
-

Türkiye 1930 yılına kadar önemli bir hah ihracatçısı olma özelliğini korumuştur. 1923 ile 1935 yılları arasında yılda ortalama 20000 ton kaba-karışık yapağı üretilmiştir. Eşberk (1939) 'e göre 1928 yılında 2500 ton yün çeşitli tekstil ürünleri imalatında , 9000 ton kaba-karışık yün ise halı ipliği yapımında kullanılmıştır. Yazar 6000 ton yünün yapağı üreticileri tarafından doğrudan kullanıldığını, fakat bu miktarın önemli bir bölümünün de yine halı ipliği yapımı için kullanıldığını belirtmekte ve bu rakamları değerlendirerek 1928'de 1 milyon m2 halı ve kilim dokunduğu sonucuna varmaktadır. Bu üretimin büyük kısmını köylünün kendi ihtiyacını karşılamaya yönelik ya da pazar yerlerinde satıp gelir elde etmeye yönelik dokuduğu halılar oluşturmaktaydı. Diğer bir deyişle üretim gerek ulusal pazara ve gerekse ihracata bir önceki döneme oranla daha az yönelik olmuştur. Cumhuriyet dönemi ile birlikte diğer tüm alanlarda olduğu gibi el dokusu halıcılıkta da önemli ilerlemeler sağlanmıştır. Cumhuriyet döneminde ülkenin bir çok yerine kurulan iplik fabrikaları ile el dokusu halıcılıkta kullanılan hammadde iyileştirilmeye çalışılmıştır. Yine bu dönemde desen çalışmaları başlamış, özgün desenler üretilmeye çalışılmıştır. Tüm Türkiye'de Türk halılarının köklü geçmişinden kaynaklanan, sağlam Türk düğümünün ve solmayan parlak renklerin elde edildiği doğal
boyaların kullanıldığı halıların dokunması için haklı bir özen ve çaba gösterilmektedir (Yetkin 1991,Yazıcıoğlu 1992, Kuban 1995, Tansuğ 1996).

6 Eylül 2011 Salı

Osmanlı Cami Halısı


16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı Saray Cami halılan denilen, teknik ve desen bakımından tamamen farklı bir cami halı grubu ortaya çıkmaktadır (Aslanapa 1984). Gördes düğümü sağlam olmasına rağmen kıvrık ve çok ince detaylı halıların yapılmasına elverişli olmadığından, Osmanlıların natüralist yaprak ve çiçek desenleri İran düğümü ile birleştirilmiştir. Hepsi Gördes düğümü olan bütün diğer Türk halılanndan farklı olarak İran düğümü ile hazırlanan bu halılar sık düğümler ile kadifeyi andıran yumuşak bir etki bırakmaktadırlar. Osmanlıların 1514' de Tebriz'i ,1517' daKahire'yi fethetmesi Türk halı sanatı bakımından önemlidir. Osmanlı saray halıları Memluk halılarının teknik, malzeme ve renk etkisi altında meydana gelmiştir. Osmanlı saray halılarında kırmızı,koyu mavi, san, çimen yeşili gibi renkler kullanılmıştır. Ayrıca çözgü, atkı ve ilmeleri yündür. Bazılarında çözgülerde sarımtırak yeşil ve atkılarda kırmızı renk kullanılmıştır. Bursa 'da yapılmış olduğu ileri sürülen halılarda ise malzeme farkı görülmektedir. Bunlarda çözgü ve atkılar ipekten yapılmış,atkılar kırmızı renkte boyanmıştır ve bükümsüz tek ipliktir. Çözgüler sanmtırak yeşil renkte üç ipek iplikten bükülmüştür. Hav tabakasını oluşturan yün iplikler Mısır'da olduğu gibi S şeklinde bükülmüştür,beyaz ve açık mavi kısımlarda pamuk ipliği kullanılmıştır. Pamuk iplikler Anadolu'ya has bir teknik olan Z şeklinde bükülmüştür. Osmanlı saray halılarında altın ve gümüş iplikle dokuma ve işleme hiç kullanılmamıştır. Fakat kullanılan yün o kadar ince ve yumuşaktır ki ipek hissini uyandırmaktadır. Düğümler çok ince ve sıktır ; m2'de ki düğüm sayısı 200000-700000 arasında değişmektedir. İnce ve dökümlü olmalarından dolayı masa örtüsü olarak kullanılmaya elverişli biçimde olanları da vardır. Bilhassa çok nadir olan yuvarlak halılar da dokunmuştur ki bunların tanınmış bir örneği Washington , Corcoran Art Gallery'de bulunmaktadır. İlk Osmanlı saray halılarının Kahire'deki Memluk halılarının tezgahlarında dokunmuş olması, bu ilk örneklerde Memluk halılarının motif ve renklerinin kullanılmasına yol açmıştır. 1600 'den sonra Memluk üslubu etkisi yok olmuştur. Saray halılarında Uşak halılarından farklı olarak madalyon teması ikinci planda kalmıştır. 16. yüzyıl İran halı sanatından ilham alınmış sivri kıvrak hançer yapraklan, palmet şekilleri ve madalyonlar tipik bir Türk üslubunda natüralist lale, sümbül, karanfil çiçekleri ile birleştirilerek yeni bir halı deseni dünyası yaratılmıştır. İran halılarının zemin dolgusu olarak görülen kıvrak dal sistemi, Osmanlı saray halılarının zemininde daha gevşek halde esas motif olarak kullanılmıştır. Çiçeklerin bu kadar natüralist hatlarla çizilişine ancak Türk sanatında rastlanmaktadır. Bunlann örnekleri Osmanlı sarayında, kumaş ve çini desenlerini de çizen nakkaşlar tarafından hazırlanmıştır. Osmanlı saray nakkaşlarının 16. yüzyıl boyunca geliştirdiği üsluplar ,Osmanlı saray halılannda en olgun şekilde birleşerek, saray halısı sanatındaki üstünlüğünü ortaya çıkarmıştır. Osmanlı saray halılarının bir diğer özelliği de ,İran halılarına has madalyon düzeninin tamamen Türk halılanna has bir şekilde uygulanışıdır. İran halılarında esas motif olan madalyon, bu halılarda ikinci derecede bir motif olmuştur. Karakteristik motifler 18 yüzyıl boyunca yaşatılmaya devam etmiştir. Osmanlı saray halılarının zarif örnekleri Avrupa halı sanatım da etkilemiş, özellikle İspanya halılarında taklit edilmiştir. Saray halıları zengin ve girift görünüşlü desenlerinden dolayı Avrupalı ressamların tablolannda nadiren resmedilmiştir (Yetkin 1991, Aslanapa 1997a).
Türk halı sanatının, sağlam bir geleneğe dayanan teknik ve motifleriyle 18. yüzyılda altın çağı sona ermiş, bir duraklama ve giderek gerileme devresine girmiştir. Bununla birlikte, I. Dünya Savaşı'na kadar Türkiye dünya halı ticaretinin merkezi ve transit
pazarı durumundadır. 1910-1914 arasında Türkiye'deki halı tezgahlarının ve bu alanda çalışan işçilerin sayısı ile bunların belirli merkezlere göre dağılımı çizelge. 2.1'de verilmiştir (Dölen 1992).
Çizelge .2.1. 1910-1914 arasında halı tezgahlarının ve bu alanda çalışan işçilerin belirli
merkezlere göre dağılımı
Bölgeler
Tezgah sayısı
işçi sayısı
Tezgah başına işçi
Uşak-Kula çevresi
4555
14476
3.24
İsparta çevresi
3710
10781
2.91
Kayseri-Bünyan çevresi
6470
18800
2.90
Öteki bölgeler
4510
16025
3.55
Toplam
19145
60082
3.14

Yine 18. ve 19. yüzyıllarda İzmir ve çevresi önemli bir halı üretim merkezi ve ihracat limanı olarak görev yapmıştır. 19.yy.'da Avrupa ülkelerinden gelen yoğun talep üzerine ihracata yönelik halı üretimine ağırlık verilmiş ,İzmir ve yöresine önemli miktarda halı siparişi verilerek halı dokutturulmuş ve ihracat limanı İzmir olduğu için İzmir halısı adı altında bir kavram Avrupa piyasasına girmiştir. Bunun sonucunda Anadolu'nun bazı bölgelerinde geleneksel aile üretimi bırakılmıştır. Bu yüzyılda Trabzon limanından da İran'a halı ihraç edildiği bilinmektedir. Ticari halıcılığın bu ilk döneminde bir İngiliz şirketi olan Şark Halı Şirketi, yaklaşık 40 yıllık bir süre içerisinde (1880-1920), Batı Anadolu'da birbiriyle bağlantılı dokuma atölyeleri ve iplik eğirme fabrikalarından oluşan büyük bir ticari ve endüstriyel ağın kurulmasını sağlamıştır. 1913 yılında yabancı rakiplerini ortadan kaldırıp halı imalat ve ihracatını tek elden yürüten tek yabancı şirket durumuna gelmiş, 8156 tezgah ve bu tezgahlarda çalışan 25257 dokuyucu kapasitesi ile 20 yılda (1893'ten 1913'e kadar ) 1087000 m2 halı üretimi yapmıştır. Bu İngiliz şirketi evlerinde çalışan çok sayıda dokuyucuya iş imkanı sağlamıştır. Ancak bu yüzyıllarda üretilen halılar hiçbir zaman renk, desen, renk uyumu ve işçilik yönlerinden önceki yüzyıllarda dokunan halılara erişememişlerdir. 1913 yılında atölyelerde yapılan halı üretimi daha yoğun olmasına karşın ev üretimi %42 oranında devam etmiştir. 1920'lerde İngiliz Şirketi gerilemeye başlamış, 1930'ların ortasında yok olmuştur. Bu yıllar halı ihracatının azaldığı yıllardır ve bunda şirketin gerilemesinin de özel bir yeri vardır. Bir başka sebep ise uluslararası halı ticaret merkezlerinde meydana gelen değişikliklerdir. İstanbul'un doğu halıları ticaret merkezi olması Türkiye'nin halı üretim ve ihracatını önemli ölçüde etkilemiştir. Oysa iki Dünya
Savaşı arasındaki dönemde toptan halı ticareti merkezi önce Londra daha sonra da Hamburg'a kaymıştır (Kurmuş 1974, Ayata 1987, Çadırcı 1991).

4 Eylül 2011 Pazar

Türk Cami Halısı Motifleri


Türk Cami hahsı sanatının klasik devresi olarak adlandırılan 16-17. yüzyıllarda dokunan halılar teknik ve desen olarak farklı yönleri olmasına rağmen ortak yönleri olan ve 2 esas grupta toplanabilen yeni çeşitler ortaya koymuştur. Bunlardan birinci grup Uşak halıları, ikinci grup ise Osmanlı saray halılarıdır. Bu gruplardan başka 17. ve 18. yüzyıllarda Anadolu'da dokunan halılar Avrupa'da Transilvanya kiliselerinde ve asilzadelerin elinde toplanmıştır. Bu nedenle bu yüzyılda üretilen halılar Transilvanya halıları olarak isimlendirilmektedir. Transilvanya halısı ismi Avrupa' da oldukça benimsenmiş ve hatta yanlış olarak bu halıların Transilvanya'da üretildiği kanısı da yaygınlaşmıştır. Bu halılar genellikle seccade büyüklüğünde iki tarafı mihraplı ve ortası çiçek motifleriyle dekore edilmiş şekildedir. Bu halıların Batı Anadolu'da üretildikleri ileri sürülmektedir.
Türk cami halısı sanatında Uşak cami  halıları adı altında toplanan halılar en zengin çeşitliliği olan grubu teşkil etmektedir. Orta incelikte olan bu halıların düğüm sıklıkları 1000-1600 adet/m2 dir. Teknik özellikleri ve motiflerin sıralanışı Holbein halılarının Uşak bölgesinde dokunduğu tahmin edilen halılara benzer şekilde tamamen yün hammadde ve Gördes düğümü ile dokunmuştur. Ancak geometrik motiflerin yerini bitkisel motifler ve özellikle bu grup halılar için karakteristik olan madalyon almıştır. Madalyon şekli Türk halılarında ilk kez XVI.yüzyılda kullanılmaya başlanmıştır. El dokusu halılarda ki madalyon temasının kitap süsleme sanatından halı sanatına geçmiş olduğu ifade edilmektedir. Bu halılarda kullanılan başlıca renkler koyu lacivert, kiremit kırmızısı, ve soluk san renklerdir. Siyah ise sınır çizgilerini belirtmek amacıyla kullanılmıştır .
Uşak halılarının madalyon şekline sınıflandırılmış iki esas grubu vardır. Bunlardan birincisi, madalyonlu Uşak halıları, ikincisi ise yıldızlı Uşak halıları şeklinde isimlendirilmektedir. Bu iki gruptan hangisinin daha önce ortaya çıktığı bilinmemekle birlikte, daha önemli olan grup, gelişmesini 18. yüzyılda da sürdüren madalyonlu Uşak halılarıdır. Günümüze kadar birçok örneği gelebilmiş olan ve 10 m2 büyüklüğüne varan bu tip halılar, büyük orta madalyonun altında ve üstünde birer, yanlarda ikişer kesik madalyonla sonsuzluğu işaret eden örnekler arasındadır (Arseven 1994, Kuban 1997).
İsmini yıldız şeklinde madalyonlarından alan yıldızlı Uşak halıları ise daha küçük boyutlu halılar olup genellikle 4 m. uzunluğunda dokunmuşlardır. 16. yüzyılın ilk yansında ortaya çıkmalarına rağmen gelişmelerini tamamlayamamışlar ve 17. yüzyılın sonunda ortadan kalkmışlardır. 16 yüzyıl ortasındaki kaynaklarda adı geçen ve daha sonra da tablolarda görülen beyaz zeminli Uşak halıları Kıtşlu halı olarak bilinmekte ve 18 .yüzyıla kadar gitmektedir. Aslında birbiriyle karşılaşan iki yaprak motifi, aradaki zeminin renk çeşitliliği yüzünden aldatıcı bir görünüşle kuşa benzediğinden bu isim verilmiştir.

2 Eylül 2011 Cuma

Selçuklu Halıları


14. Yüzyılın başlarından itibaren Selçuklu halılarının yanında ikinci bir grup ve halı sanatında süregelen gelişmenin yeni bir safhası olan hayvan figürlü halılar ortaya çıkmıştır (Özbel 1949a,b). Kurt Erdmann hayvan figürlü halıların ilk olarak Batı Anadolu bölgesinde dokunmaya başlandığını ve buradan dünyaya yayıldığını ileri sürmektedir. Hayvan figürlü halılar ilk kez Avrupalı ressamların eserlerindeki halı tasvirlerinde tanınmış ve bu resimlere göre 14. yüzyılın başlanndan 15 yüzyılın sonlarına kadar olan döneme tarihlendirilmişlerdir. Hayvan figürlü halılar konusundaki ilk toplu inceleme ve değerlendirmeyi Kurt Erdmann yapmıştır. Bu halılarda genellikle, zemin küçük ya da büyük karelere bölünmüş, karelerin içine sekizgenler yerleştirilmiş, bunların içlerine de farklı şekillerde stilize hayvan figürleri yerleştirilmiştir. Hayvanları yerleştirilme durumlanna göre bu halılar 4 grup altında incelenmiştir. Birinci grupta; heraldik durumda tek hayvanlar ya da tek ve çift başlı kartal tasvirleri olan halılar , ikinci grupta ; bir ağacın iki tarafında birer kuş figürü olan kompozisyonlar yer almaktadır. Üçüncü gruptaki halılarda geometrik alanlann içi tek kuş ya da dört ayaklı bir hayvanla süslenmiştir. Dördüncü gruptaki halılarda ise, hayvanlar geometrik alanların içine çift olarak yerleştirilmiş olup, bu grubun daha ileri bir safhasında hayvanlar mücadele halinde görüntülenmektedir.
Bunların dışında, özellikle orijinal halılar arasında daha farklı kompozisyonlar da mevcuttur. Bunlarda hayvan figürleri geometrik alanların dışına yerleştirilmiş ya da bu alanlar tamamen ortadan kaldırılmış, hayvan figürleri yan yana ya da kaldırılmış eksenler üzerinde sıralanmıştır (Aslanapa 1977, Yetkin 1991).
Bergama'da ve Anadolu'nun çeşitli yörelerinde bulunan halılarda, Fustat'da bulunan halıların ikisinde, Konya'da bulunan halılardan 15.yüzyıla ait olan örnekte hayvan figürlü desenlere rastlanmaktadır. Bu kompozisyona sahip halıların 15. yüzyıl boyunca Anadolu 'da bol miktarda dokunup, Mısır ve Avrupa'ya ihraç edilmiş olduğu ve böylece Avrupalı ressamların tablolarına konu olduğu ifade edilmektedir (Aslanapa 1977, Yetkin 1991,Aslanapa 1997a).
16. Yüzyılda Türk halılarında hayvan figürlerinin kaybolduğu görülmekte ve bunların yerini aynı geometrik alanlar içine yerleştirilmiş olan baklava ve sekizgen gibi dolguların aldığı görülmektedir. Ancak, 18. yüzyıldan itibaren esas motif olmasa bile dolgu motifi olarak Türk halılarında tekrar kullanıldığı görülmektedir. Anadolu hayvan figürlü halılarının karakteristik motifleri, 16. yüzyılın başından itibaren Kafkas halılarının en önemli grubu olan ve Türk halılarının etkisi gözlenen "Kafkas ejder halıları"nâz daha değişik ve stilize olmuş bir şekilde yaşatılmaya devam etmiştir. Hayvan figürleri Anadolu' da bırakıldıktan sonra Kafkas halılarında kullanılmaya başlanmıştır.
14.Yüzyıl başında Anadolu Selçuklu devrinin sona ermesinden sonra, Anadolu beyliklerinden biri olan Osmanoğulları beyliği kısa zamanda kuvvetlenerek bütün Anadolu'ya hakim olmuştur. 16. Yüzyılda büyük bir imparatorluk olan Osmanlıların sanat faaliyetleri 14. ve 15. yüzyılda kökleşmeye başlamıştır. Osmanlıların halı sanatındaki ilk faaliyetleri , 13. yüzyılda Selçukluların geliştirdiği sağlam temel üzerinde yükselmeye başlamıştır. 14. ve 15. Yüzyıl boyunca dokunan halılar bütün Akdeniz bölgesine ihraç edilmiş, teknik ve motif açısından Selçuklu halı sanatının prensiplerine bağlı kalmış olmasına rağmen yeni kompozisyon ve motif özellikleriyle de 16. ve 17 yüzyıl Türk halılarının şekillenmesini sağlamış ve böylece Türk halı sanatında,birbiri içinden gelişip yeni tiplerle zenginleşen süreklilik sağlamlaştırılmıştır. 16. Yüzyılda Osmanlı imparatorluğunun yükseliş dönemine paralel olarak Türk halı sanatı en parlak dönemini yaşamıştır (Arseven 1984).
14. ve 15. Yüzyılda gelişmesini incelediğimiz hayvan figürlü halıların yanı sıra bir grup halının daha geliştiği görülmektedir. 14. yüzyıl başlarına ait Avrupa ressamlarının tablolarında ilk örneklerine rastlanan bu halılar Holbein halıları olarak isimlendirilmektedir. Alman ressam Hans Holbein' in tablolarında bu halıların tasvirleri görüldüğü için bu isimle anılmakta, ancak bu isimlendirmenin hatalı olduğu ifade edilmektedir. Çünkü Holbein' in bu güzel ve orijinal halılarla hiçbir ilgisi olmadığı, ressamın sadece 2 halıyı resmettiği, fakat halı literatüründe sık kullanıldığı için alışılagelmiş bir isimlendirme olduğu belirtilmektedir. Bu gruba giren halılar Holbein'den çok daha evvel 15. yüzyılda İtalyan ressamları tarafından resmedilmiş ve halılar bu tablolara göre 15. yüzyıla tarihiendirilmişlerdir. Türk halı sanatında 15. yüzyıldan 16. yüzyıla geçişi sağlayan bir grup olmaları açısından oldukça önemli olan Holbein halılarında halı zemini karelere bölünmüş ancak içlerine hayvan figürleri yerine geometrik şekiller yerleştirilmiştir. Batı Anadolu bölgesinde dokunmuş olan Holbein halıları 4 gruptan oluşmaktadır. Holbein halılarının ilk iki grubuna giren ve Turkish Arabesque adıyla tanınan bu halılara, Lorenzo Lotto tarafından tablolarında çok tasvir edildiği için Lotto halısı adı da verilmiştir. Türk hah sanatında önemli bir yeri olan bu halının ilk örnekleri 15. yüzyıl sonunda ortaya çıkmış ve 17. yüzyıl sonunda kaybolmuştur. Lotto halılarında geometrik motifler hakim olup, desen şemalarındaki benzerliklerden dolayı Uşak bölgesinde dokunmuş olabileceği kabul edilmiştir. Lotto halıları üzerinde incelemeler yapan C. G. Ellis bu halıları da kendi içinde 3 gruba ayırmıştır. Birinci grup Anadolu tipinde olanlardır ve yapım merkezi Uşak ve Konya'dır;ikinci grup hatları daha köşeli ve sivri olan bu grup kilim üslubu olarak adlandırılmıştır;üçüncü grup ise kıvrak süslemeleri olduğu için süslü üslup olarak isimlendirilmiştir. Böylece ilk iki gruba giren halılar Avrupalı ressamlar tarafından 16.yüzyıl başından 18. yüzyıl sonuna kadar resmedilmiş, orijinal halılar 18. yüzyıla kadar gitmemekle birlikte yine de ressamlar tarafından uzun süre model olarak kullanılmışlardır. Holbein halılarının 3.ve 4. Grubuna giren halılar ise Uşak halıları ile Bergama halılarıdır. Türk halı sanatının belirgin özelliklerinden biri, asırlar boyu süren gelişmenin geleneksel desenlere sadık kalınarak devam etmiş olmasıdır. Yeni motiflerin katılmasıyla zenginleşmesine rağmen geçmişle bağlantısı kopanlmamıştır. Geleneksel motiflere bağlılık 3.-4. Grup Holbein halılarına dahil edilen Bergama halılarında daha kuvvetle belli olmaktadır. 16.-18. Yüzyıllar arasında dokunan Bergama halılarında, üst üste sıralanmış eşit büyüklükteki kare bölmelerin içleri iri bir sekizgenle süslenmiş, ortadaki bir sekizgenin etrafında daha küçük geometrik şekillerin gruplaştığı kompozisyonlar ve kufi bordürler günümüze kadar süregelmiştir.